Menu

Threaded View

  1. #1
    Avatar Resmi
    Magazin Editor
    Magazin Habercisi
    Mesaj
    5.122
    Konu
    5109
    Üye Avatarı

    Mesaj:5.122

    Konu:5109

    Aldığı Beğeni:0



    Dikkat: Filme dair spoiler icerir.
    Bilenler bilir. Quentin Tarantino cektiği kara mizaha doyuran, toplumun “kaybedenler kulubune” mensup karakterlerinin iyi diyaloglarlarıyla bezeli ve şiddet icerikli filmleriyle sinemaya “Tarantinovari / Tarantinesk” terimini kazandıran bir yonetmen. Kariyeri boyunca 10 adet uzun metrajlı film cekeceğini soyleyen unlu yonetmenin 9. filmi Once Upon a Time in Hollywood’sa haliyle, konusu ve yıldızlarla dolu kadrosu acıklandığı andan itibaren sinema camiasında dev bir heyecan ve beklenti yarattı. Peki, Tarantino’nun bir onceki filmi Hateful Eight’ten bu yana gecen 4 sene de dahil olmak uzere 5 senede tamamladığını soylediği senaryosuyla, en kişisel filmi olarak tanımladığı Once Upon a Time in Hollywood beklentilerimizi gercekten karşıladı mı?
    Cağımızın şuphesiz en sansasyonel yonetmenlerinden biri olan Quentin Tarantino’nun seveni kadar sevmeyeni de coktur. Fakat Pulp Fiction (1994), Reservoir Dogs (1992) ve Inglourious Basterds (2009) gibi kult ve bol odullu filmlere imza atan yonetmenin kaleminin ve perspektifinin sinemadaki ezberleri bozduğu bir gercek. Kendisini post-modernist sinemanın yapıbozum ustalarından biri olarak tanımlayanlar olduğu gibi (bircok filminde gercek olayları konu alıp gidişatı gerceğinden farklı kurguladığı icin), yarattığı paralel sinematik evrende gerceğinden farklı ve kara mizah sosuyla sonlandırdığı olayların yapmacık, sapkın veya gereksiz olduğunu savunan seyircilerin de olması Tarantino’yu başarısız bir yonetmen yapmıyor elbette. Trajediyle komediyi ustalıkla birleştirebilen bir yonetmen olan Tarantino’nun son filmi Once Upon A Time In Hollywood’sa yonetmenin ilk 8 filminin aksiyon dolu atmosferini her dakika yaşatmasa da, yonetmenin imza sahnelerini bunyesinde barındırıyor.
    Leonardo DiCaprio, Brad Pitt, Margot Robbie, Al Pacino, Dakota Fanning, Emile Hirsch, Kurt Russell, Lena Dunham, Maya Hawke ve Austen Butler gibi onemli isimleri kadrosunda bulunduran Once Upon a Time in Hollywood, 60’lı yılların Hollywood’unda geciyor. 2. Dunya Savaşı ve Vietnam Savaşı’nın ertesinde, savaşın yarattığı yıkıma karşı cıkan jenerasyonun filizlendirdiği ve Hippiler olarak adlandırılan Cicek Cocuklar’ın yoğunlukta olduğu donemlerde gecen film, kariyerindeki duşuşle yuzleşmeye calışan oyuncu Rick Dalton (DiCaprio) ve dubloru Cliff Booth’u (Pitt) merkezine alıyor. Filmde, Charles Manson’ın yonetiminde olan, donemin sansasyonel tarikatınca işlenmiş Manson cinayetlerine de parmak basılıyor ve tarikatın unlu kurbanlarından olan, unlu yonetmen Roman Polanski’nin hamile eşi Sharon Tate’i de Margot Robbie canlandırıyor. Yine Tarantino filmlerinden alışkın olduğumuz gibi filmde, bircok tarihi element bir topta başarıyla eritilmiş oyle ki, Sharon Tate ve Roman Polanski Rick Dalton’ın komşusu olarak karşımıza cıkıyor.
    Ozellikle başrolu paylaşan Leonardo DiCaprio ve Brad Pitt’in performanslarıyla devleştiği filmde, tanıtımlarda en az DiCaprio ve Pitt kadar on planda olduğunu gorsek de Margot Robbie’nin sahneleri oldukca arka planda kalıyor. Tarantino’nun anlatımına gore bu durum bilincli bir şekilde Sharon Tate ve Roman Polanski’yi, cok da mukemmel olmayan iki başkarakterin de-Rick Dalton ve Cliff Booth- hayran olduğu bir ikon olarak konumlandırmak istemesindenmiş. Hatta Margot Robbie’nin Sharon Tate olarak sinema salonuna giderek kendi filmini izlediği ve seyircinin tepkisini olctuğu sahnede, filmde Sharon Tate’i yine Tate’in canlandırması da bu anlamda bilincli yapılmış bir hareket. Quentin Tarantino –mış gibi yapmıyor, başka bir gerceklik kurguluyor. Sinemanın daha toz pembe bir paralel gerceklik oluşturmada arac olarak kullanılması bizce oldukca kabul edilebilir bir tercih meselesi. Ve film de Tarantino’nun da deyişiyle “Hollywood’a yazılmış bir aşk mektubu” olduğundan, gerceklerle oynamayı seven Hollywood sinemasıyla da yapısal olarak paralellikler taşıyor.
    Bunun dışında, gec 1960’ların Hollywood’unda, kariyerlerinde zor zamanlar yaşayan aktorlerin buhranlarına değinen filmin oyuncu seciminde de ince elenip sık dokunduğu besbelli. Leonardo DiCaprio ve Brad Pitt gibi kariyerlerinin altın yıllarını geride bırakan aktorleri bu rollerde izlemek, gerceğe yakın bir deneyim sunuyor. Zekice bir donguyleyse film hem bunu yaparken; hem de Pitt ve DiCaprio bunu seyirciye yansıtmadan once rollerini benimsemiş olacaklar ki, gercekci oyunculuklarıyla da kariyerlerinin olgunluk donemini gozler onune serebiliyorlar. Tabiri caizse “Bizden gecmedi!” diyorlar.
    Tarantino’nun, belki de bilincli bir tercih olarak, yonetmenliğini biraz daha geri plana koyduğu, film icinde bir film Once Upon a Time in Hollywood. Filmde karakterlerin bize soyleyeceği cok şey var fakat buna rağmen, kurguda boşluklar mevcut. İc ice gecmesi gereken hikayeler o kadar fazla ana karakter barındırıyor ki, film bazı sekanslarda merkezini şaşırıyor. Spagetti Western filmlerinden etkilendiğini bircok kez dile getiren yonetmen Tarantino, Rick Dalton’ın yer aldığı Western turundeki filmleri oyuncunun buhranlarını yansıtmak icin kullanırken, asıl hikayeden kopuyor gibi. Kısacası Once Upon A Time in Hollywood’ta, 2010 yılında hayatını kaybeden ve Tarantino’nun bircok onemli filminin kurgucusu olan editor Sally Menke’nin yokluğu hissediliyor. Seyircinin Quentin Tarantino’nun ayak fetişinden nasibini aldığı film, bu yonuyle de bazı bazı sabırları zorluyor.
    Filmin keyifli kısımlarına gelecek olursak, Tarantino’nun en iyi bildiği şey olan trajediden komedi yaratma dehasını kullandığı son sahneler, ritmi bir anda yukseltiyor. Cliff’in hippilerin kendisine verdiği afyonlu sigarayı icmeye karar verdiği gun, eve giren hippilerle kavga ettiği sahne kan revan icinde, komik bir kaos yaratıyor. Tarantino’nun Inglorious Bastards’ta Adolf Hitler’i oldurduğu alternatif sona benzer bir bicimde, Rick Dalton’ın adeta bir cadı yakar gibi havuzunun ortasında lav silahıyla yaktığı tarikat uyesinin cığlıklarıysa hala garip bir gulumseme eşliğinde kulaklarımızda cınlıyor.
    Kısacası film, yonetmenin Pulp Fiction ve Reservoir Dogs gibi filmleriyle derinlikli diyaloglar bakımından kıyaslanamaz olsa ve kurgu acısından ciddi boşluklar barındırsa da, kişisel bir film olarak değerlendirildiğinde, Tarantino sinemasına aşina bir izleyici icin keyifli bir seyir deneyimi yaşatıyor denebilir. Yerinde kullanılan muzikleri, oyunculukları ve alternatif bir gerceği eline yuzune bulaştırmadan tasvir edebilmesi bakımından akılda kalacak olan Once Upon a Time in Hollywood, aslında başkarakterleri gibi kusurlu ama empati yapılabilir bir yapım.

    6.5/10
    Livaze Gul Erişti
Konuyu Görüntüleyenler
    There are no members to list at the moment.
Bu web sitesi çerez kullanıyor
Oturum açma bilgilerinizi saklamak, web sitesi tercihlerini kaydetmenize, içerik ve reklamları kişiselleştirmenize, sosyal medya özellikleri sağlamak ve trafiğimizi analiz etmek için oturum bilgilerini saklamak için çerezleri kullanıyoruz.